Kütüphane vs İnternet

kitaplar

Adnan Ötüken Kütüphane’si, Kızılay’ın göbeğinde; şirin, eski bir binaya yerleşmiş yüksek tavanlı bir kütüphane.

Zaman zaman elimde kitabım bilgisayarım, oraya gidip büyük avizeler, uzun pencereler, koyu renk tahta masalar arasında çalışmayı severim.

Bugün de gittim – ama amacım farklıydı.

Yahya Kemal Beyatlı’nın “Rindlerin Akşamı” adlı şiirini arıyorum. E bu çok bilindik değil mi? -Evet. İnternette yok mu? -Var. Ama öykümün birinde şiirden alıntı yapıyorum ve noktasında virgülünde hata yapmamak için, basılmış halinden tasdik etmek istiyorum.

Yaptığım ilk hata:- öğle tatilinin hemen başında orada olmak. Kitabı soracağım görevli kibarca öğle tatili olduğunu hatırlatıyor. Sorun değil, salon boş, oturur biraz çalışırım.

Bir buçuk saat sonra tekrar görevlinin kapısındayım.  Bilgisayarları gösteriyor bana, oradan arama yapmamı söylüyor. Yapıyorum. On kadar Beyatlı kitabı çıkıyor. “Aşağıdan getireceğiz,” diyorlar. Aşağı neresi bilmiyorum. Zahmet olmasın diye kitapların tümünü isteyemiyorum. İkisini tanıyorum; onlarda olmadığı kesin. Diğerleri arasından üçünü seçiyorum: ismi bende şiir kitabı çağrışımı yapan üç tanesini… “Kitaplar birazdan buraya gelecek,” diyor görevli. “Sen o zamana kadar bir de çocuk bölümüne bak.” İniyorum çocuk bölümüne, pamuk prensesli, yedi cüceli çocuk bölümü. Şiir rafını soruyor, rafın önüne bir minik sandalye çekiyor ve kırk dakika kadar raftaki kitapları tarıyorum. Birkaç antoloji, bir Beyatlı kitabı… Yok, “Rindlerin Akşamı” yok.

Görevlinin yanına tekrar çıkıyorum. Masasının üzerinde iki kitap duruyor. Diğer seçtiğim kaybolmuş. Kitapları alıp sandalyeye oturuyorum. Sürpriz – ikisi de şiir kitabı değilmiş!

Böylelikle, kütüphanedeki iki buçuk saatlik aramam, hüsranla sonuçlanıyor. “Tüh, bulamadın mı?” diyor şirin görevli. “İnternette vardır, oradan bakıver,” diyor. “Tamam” diyorum.

Tabi tabi, ister istemez eve giden uzun yolda bunu düşünüyorum. İnterneti internet yapan özellikleri. Ne hızı, ne bilgi cenneti/çöplüğü olması, ne de kolaylığı önünde eğilmemi sağlayan. Hayır, interneti internet yapan bir şey varsa; o da arama motorları!

İnternetteki bilgiye güvenirim. Her yazılan doğru olduğundan değil – tabi ki hayır. Yayınlamanın bu denli kolay olduğu bir ortamda asıl mesele, doğru bilgiye ulaşabilmek. Bulduğum farklı sitelerden çapraz kontrol, hissi kablel vuku, güvendiğim sitelerin öne geçmesi vesaire taktikleri sonucunda elekte kalan şey ekseriya içime siner.

Bir yandan aranan bilginin adreslenmesindeki kesinlik, bir yandan kolay bilgi paylaşımı sebebiyle oluşan bir dolu yalan yanlış. Ucuzluk, rahatlık, kolaylık… “Yayınla” deyip yayınlayacağım örneğin şu yazıyı. Hoop, kümülatif internet dağarcığına bir önemsiz sayfa daha eklenecek.

Ne kadar söversem söveyim, seviyorum interneti. Yok, onsuz yapamam. Ama karanlık yanlarıyla nasıl başa çıkacağız? Coming soon...  Hep birlikte izleriz.

Reklamlar