IMG_6208_bw

Ankara’da doğdum. İlkokuldaydım, Polatlı’ya taşındık. Çocukluğum ve gençliğim bu şehir ve kasaba arasında mekik dokumakla geçti. Ve hatırladığım her vakit, Polatlı şehir olmak istiyordu. Harika arkadaşlar ve güzel hocalarla ortaokul ve liseyi orada okudum. Hayatımın en amaca odaklı olduğum dönemini lise son sınıfta, üniversite imtihanlarına hazırlanırken yaşadım. Bir daha hiç öyle bir ruh halini bulamadım. Mumla arıyorum.

Kafam karışmaya ergenlikle birlikte başladı, sonrasında hiç düzelmedi. Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri’nde okudum. Hocalarımız uzun uzun niçin bölüm isminin mühendislik değil de bilim olduğunu anlattılar. Şimdi unuttum. Bölümümden de mesleğimden de hoşlandığım bir zaman dilimi hatırlamıyorum. Ama canım Burcu ile birlikte okuduk ve çok güldük. Hep gülerdik. Mum.

Üniversite öğrenimim boyunca yaptığım en iyi şey belki yamaç paraşütü oldu. “Tamam,” dedim. “Hayatının anlamı budur, haydi koş peşinden.” Beş sene aşık misali şehir şehir tepe tepe sektim. Derken güm. Çok güzel bir ilk yaz günü diz bağlarımı kopardım. Ben yamaca serildiğimde gökyüzü hiç istifini bozmamıştı, hatırlıyorum. Sonrasında maşuk bir kara trene bindi, ben de onun istasyondan ayrılan vagonuna el salladım. Peşinden koştum biraz, biraz da ağladım.

On sekiz yaşında, bölüm sebebiyle babam bana bilgisayar aldığında ilk işim o zamana kadar yazdığım kağıtlar ve dosyalar dolusu malzemeyi temize çekmek oldu. Temize çekerken onların kitaplaşma hayalini kurmaktan da geri durmadım. Yazdıklarım kitap olacaklardı, ne güzel. Saçmaladığımı bir sene içinde anladım.

Bir edebi türe bağlı kalmaya çalışarak yazdığım ilk şey, Polatlı Belediyesi’nin o yılki 13 Eylül töreni için düzenlediği Sakarya Meydan Savaşı konulu öykü yarışmasına gönderdiğim öyküdür. İsmini hatırlamıyorum. Öykünün mansiyon aldığına sevinmekten çok şaşırmış, biraz da cesaretlenmiştim. Yirmi üç yaşındaydım. Sonraki yıllar, altı yıl, öyküler yazarak, yarışmalara göndererek ve mansiyon alarak geçti. Yirmi dokuz yaşındayken toparladığım öykülerimi ya kısmet diyerek Varlık Dergisi’ne gönderdiğimde sonucu hiç tahmin etmiyordum.

Yine o vakitler uzun geziler, dünyayı tanımalar, çok çalışıp yorulmalar, mesleğimle ilgili sorunlar, farklı şehirlerde yaşamalar, aramalar yıllarıydı. Hala öyle.

2014 yılında canım Rezzak ile evlendim. Annem çok şükür dedi. Tübingen’e taşındık. Kış aylarında ışıksızlıktan düşen omuzlarımızı baharda orman havası soluyarak ve birbirimize, “Kuşlar ne güzel ötüyor değil mi?” diyerek düzeltiyoruz.

Bu günlerde işten arta kalan ve beni ben yapan zamanlarımda kafamda fotoğraf ve video projeleri büyütüyor, yazıyor, umudumu kaybetmemeye çalışıyor ve bol nefes alıyorum.